Geçen Hayatlar #7: Mont

< 1 dakikada okunur

Yağmur vardı.

Öyle film sahnesi gibi değil.
Sinir bozan cinsten.

İnsanın paçasından içeri giren yağmur.

Otobüs durağında bekliyordum.

Herkes aynı saçak altına sıkışmış ama
birbirinden uzak durmaya çalışıyor.

Klasik İstanbul yakınlığı.

Bir çocuk vardı.

17–18 yaşlarında anca.

Üstünde ince bir sweatshirt vardı.

Titriyordu.

Aslında bakınca,
üzerine yokluğu giymiş gibiydi.

Ama o yaşlarda insanlar
üşüdüğünü kabul etmez.

Biraz ileride de yaşlı bir adam vardı.

70’lerinde.

Elindeki poşetten ekmek ucu gözüküyordu.

Eski kahverengi deri bir mont giymişti.

Kolları, dirsekleri parlaya parlaya aşınmıştı.

Otobüs gecikti.

Yağmur arttı.

Çocuk artık gizleyemiyordu.

Ellerini sweatinin içine çekmişti.

Yaşlı adam bir süre çocuğa baktı.

Sonra hiç konuşmadan montunu çıkardı.

“Al,” dedi.

Çocuk direkt reddetti.

“Yok amca olur mu,” dedi.

Adam yine aynı sakinlikle:

“Üşüyorsun,” dedi.

Çocuk yine istemedi.

Bu sefer yaşlı adam montu direkt çocuğun omzuna koydu.

Çocuk ne diyeceğini bilemedi.

“Sen ne yapacaksın?” dedi.

Adam güldü.

“Ben zaten yaşlandım,” dedi.

“Sende daha iş var.”

Otobüs geldi.

Herkes aynı anda yığıldı.

İstanbul’un o medeniyetsiz sprinti başladı.

Çocuk montu çıkarmaya çalıştı.

Adam binmişti bile.

Cam kenarına geçmişti.

Çocuk cama vurdu:

“Amca! Mont!”

Adam eliyle “boş ver” yaptı.

Otobüs hareket etti.

Yaşlı adam cam kenarında
ince gömlekle oturuyordu.

Çocuksa olduğu yerde kalakalmıştı.

Bazı insanlar,
kendilerinde az kalan şeyi bile
başkasına vermeye çalışıyor.

Bazı hayatlar, sadece yanından geçer.

Geçen Hayatlar’ın diğer bölümlerini buradan okuyabilirsin.

Visited 19 times, 5 visit(s) today

Benzer Yazılar