Geçen Hayatlar #1: Paran Yoksa Şehir de Yok

Otobüste hepimizin bildiği bir sahne vardır.
Biri biner.
Kartı yetersizdir.
Şoföre döner, sonra kalabalığa:
“Fazla kartı olan var mı?”
Kısa bir sessizlik olur.
Kimse kimseye bakmaz.
Herkes aynı anda bir yere bakıyormuş gibi yapar.
Sonra biri çıkar.
Kart uzatır.
Ben genelde o uzatanlardanım.
Ama bazen o kart, sadece bir ulaşım aracı olmaz.
Bazen bir hikâyenin kapısını açar.
10 Nisan 2026.
Yine aynı sahne.
Bu sefer bir adama uzattım kartı.
Yüzüne baktım.
Naif bir hali vardı.
Uzattığı parayı almaman gerektiğini düşündüren bir yüz.
“Allah razı olsun.”
Sonra konuşmaya başladı.
Adliyeden geliyormuş.
Üçüncü gidişi.
Rizeli.
Köyden bir akrabası “İstanbul’da iş var” demiş.
Gelmiş.
Önce küçük işler.
Sonra biraz para.
Sonra “daha büyük işlere girme” cesareti.
Kalıcı olmuş.
Sonra…
“Büyük işlere girince büyük dayak yedik abi,” dedi.
Bir rezidans inşaatının elektrik tesisatı işçiliğini yapmışlar.
50 gün çalışmışlar.
6 aydır paralarını alamıyorlar.
Şirket açık açık söylemiş:
“Paranızı 1 yıl sonra veririm.
İstediğiniz yere gidin, şikâyet edin.”
Mahkemeye gitmişler.
O süreçte başka bir şey daha öğrenmişler:
50 günlük sigortanın
15 günü yatırılmış.
“Abi,” dedi,
“milyon dolar dönen işlerde
bizim paramızı işletiyorlar.”
Bir süre sustu.
Sonra:
“Çekip vursan ne kazanacaksın abi?” dedi.
“Bir de hangisini vuracaksın… bitmiyor ki.”
Sonra cümle değişti.
Ses tonu da.
“Ah kafam…” dedi.
“Benim yine param yoktu köyde.”
“Bahçeden ot kaynatıp yiyorduk abi…”
“Ama huzurumuz vardı.”
Son cümleyi neredeyse kendi kendine söyledi:
“Bu İstanbul…
bu hayat…
ne kahpeleşmiş be abi.”
1.55 boylarında.
40’larında.
Atletik yapılı.
Dişleri dökülmüş.
Üstte ve altta sadece dörder diş kalmış.
Ama asıl eksik olan diş değildi.
Bir şey daha eksilmişti.
Bu şehir,
insanın sadece parasını değil,
huzurunu da taksitle alıyor.
Ve çoğu zaman
ne zaman başladığını fark etmiyorsun.
“Bazı hayatlar, sadece yanından geçer.”
Geçen Hayatlar’ın diğer bölümlerini buradan okuyabilirsin.
