Geçen Hayatlar #4: Yoruldum Ama Mecburum

Akşam saatleri.
Otobüse bir kadın ve iki çocuk bindi.
Kadın 60 yaşlarında.
Yorgundu.
Biraz da sinirli gibi.
Arkada boş koltuk vardı.
“Sen geç otur abla, ben arkaya geçerim,” dedim.
Arkaya baktım.
Tek bir koltuk boş.
Otursam olurdu.
Ama dört durak ayakta gidilirdi.
Küçük olan erkek çocuğu huysuzdu.
Kadın çekiştiriyor,
kucağına almaya çalışıyor.
Büyük olan kız — ablası olmalı —
onu susturmaya uğraşıyordu.
Cebimde sakız vardı.
“Verebilir miyim?” dedim.
Olur dedi.
“Sen burada uslu otur, sana sakız,” dedim.
Bir şekilde çocuğu kadının kucağına aldık.
Beş dakika geçti.
Kadın ince ince hıçkırarak ağlamaya başladı.
Tereddüt ettim.
Sorsam tersler mi?
Yanlış anlar mı?
Günümüzün o bin tane gereksiz sorusu geçti aklımdan.
Dayanamadım.
“İyi misiniz?” dedim.
Cevap vermedi.
Hıçkırığı durdu.
Ama gözyaşı durmadı.
Israr etmedim.
Sonra kendi kendine konuşur gibi dedi:
“Ah be kardeşim…
60 yaşındayım.
İki çocukla yollardayım.”
Bir şey demedim.
Sadece kafamı salladım.
“5 yaşında bu,” dedi.
“8 yaşında da ablası.”
Bir an durdu.
Sonra:
“Oğlumu, gelinimi depremde kaybettim,” dedi.
“Sadece bunlar kaldı.”
“Rahmetlinin maaşı neyimize yeter,” dedi.
“Elin evine temizliğe gidiyorum.
İki çocuğu da peşime takıp.”
“Yoruldum,” dedi.
“Ama mecburum.”
“Bu sabilerin kimsesi yok.”
“Başınız sağ olsun,” dedim.
Başka bir şey diyemedim.
O an ne denir bilmiyorsun.
Cümle kurmak bile gereksiz geliyor.
Bir süre sessizlik oldu.
“Ah be kardeşim,” dedi,
“derdimi anlatmayalı çok oldu.”
“Yanlış anlama, bir beklentim yok.”
“Ne demek abla,” dedim.
“Keşke elimizden daha çok şey gelse.”
“Allah yardımcın olsun.”
“Allah razı olsun,” dedi.
İnmeme iki durak vardı.
Ama o iki durak,
normalden çok daha uzun sürdü.
İnsan o an fark ediyor.
Ne çok şeye şikâyet ediyoruz.
Ne çok şeyi beğenmiyoruz.
“İyi akşamlar abla,” dedim.
“İyi akşamlar kardeşim,” dedi.
Küçük çocuk el salladı.
Büyük olan…
O anda başka bir yerdeydi.
Bazı hayatlar, sadece yanından geçer.
Geçen Hayatlar’ın diğer bölümlerini buradan okuyabilirsin.
