Bir Kahveci Titizliğinde Festival

5 dakikada okunur

İstanbul Coffee Festival’den kahve, emek ve organizasyon üzerine notlar

İstanbul Coffee Festival’e her gittiğimde aynı çelişkiyi biraz daha belirgin görüyorum:

Standların içindeki özen büyüyor, standların arasındaki özen aynı hızda büyümüyor.

Bir kahveci elindeki çekirdeği anlatırken birkaç dakika içinde kendinizi bambaşka bir dünyanın içinde buluyorsunuz.

Hangi ülke, hangi bölge, hangi işleme yöntemi, hangi kavrum profili, hangi demleme reçetesi…

Yanındaki standda tamamen farklı bir tadım notası, birkaç metre ötede başka bir ekipman, başka bir demleme yöntemi, başka bir hikâye.

Kahvenin dışında kahve ekipmanları, kavurmahaneler, üreticiler, workshoplar… Kahveyle ilgili ne varsa aynı alanda.

Normalde İstanbul’un farklı noktalarında aramanız gereken onlarca kahve deneyimi birkaç saat içinde yan yana geliyor.

Bu gerçekten değerli.

Ve bana kalırsa her yıl biraz daha değerli hale geliyor.

Kahveciler daha özenli. Seçkiler daha merak uyandırıcı. Farklı coğrafyalardan çekirdekler, farklı işleme yöntemleri ve anlatılacak daha fazla hikâye var.

Üstelik mesele yalnızca daha fazla kahve içmek de değil.

Festival alanında birkaç metre yürüdüğünüzde kahvenin ne kadar geniş bir dünyaya dönüştüğünü görüyorsunuz. Bir yerde üretici ülkeyi konuşurken başka bir yerde fermantasyon yöntemlerini, birkaç adım sonra kavrum profilini veya demleme ekipmanını konuşmaya başlıyorsunuz.

Aynı çekirdeğin farklı ellerde nasıl bambaşka sonuçlar verebildiğini görebiliyorsunuz.

Bence festivalin son yıllarda en çok gelişen tarafı tam olarak burası.

Stantlar yalnızca ürün dağıtılan alanlar olmaktan çıkıyor; giderek küçük birer deneyim ve bilgi alanına dönüşüyor.

Daha iyi çekirdek getirmek artık tek başına yeterli değil. Onu doğru kavurmak, doğru demlemek, hikâyesini anlatmak ve birkaç dakikalığına bile olsa ziyaretçiye farklı bir şey yaşatmak gerekiyor.

Festivalin içindeki kahve kültürü olgunlaşıyor.

Ama standların dışına çıktığınız an başka bir festival başlıyor.

Standların İçindeki Özen, Aralarına Neden Yansımıyor?

Festival alanındaki birçok kahveci kendi küçük alanında ciddi bir titizlik içinde çalışıyor.

Çekirdeğini düşünmüş.

Suyunu düşünmüş.

Öğütümünü düşünmüş.

Demleme reçetesini düşünmüş.

Sunumunu düşünmüş.

Standını düşünmüş.

Ziyaretçiyle kuracağı iletişimi bile düşünmüş.

Fakat stantların içinde tek tek gördüğünüz bu titizlik, festivalin bütününe aynı ölçüde yansımıyor.

Her stant kendi içinde küçük ve özenli bir dünya. Ama bu dünyaları birbirine bağlayan festival deneyimi aynı hassasiyetle tasarlanmış hissi vermiyor.

Bunun en somut örneğini ise birkaç saat festival alanında kaldığınızda fiziksel olarak hissediyorsunuz.

Güneş.

Açık ve beton zeminli bir alanda güneş yalnızca tepeden gelmiyor. Zeminden de geri yansıyor.

Saatlerce standında ayakta çalışan barista için de elinde fincanıyla alanı dolaşan ziyaretçi için de bir noktadan sonra kahve deneyimi fiziksel bir dayanıklılık testine dönüşüyor.

Üstelik bu yalnızca benim bu yıl yaşadığım kişisel bir rahatsızlık değil.

Önceki yıllardaki ziyaretçi yorumlarına baktığınızda da güneş, gölge, oturma ve dinlenme alanlarıyla ilgili benzer eleştirilerin tekrarlandığını görmek mümkün.

Dolayısıyla mesele yalnızca sıcak bir festival gününden ibaret değil.

Biraz da festival deneyiminin nasıl tasarlandığıyla ilgili.

Doğru Lokasyon, Doğru Festival Deneyimi Demek mi?

Burada bütün sorumluluğu mekâna yüklemek kolay olur.

Ama eksik olur.

Tepe Nautilus’un merkezi konumu, toplu taşımayla ulaşım kolaylığı, AVM’nin sunduğu yemek, tuvalet ve kapalı alan imkânları önemli avantajlar.

Bunları savunanlar da haksız değil.

Fakat doğru lokasyon ile doğru festival deneyimi aynı şey değil.

Eğer açık ve sert zeminli bir alan seçiliyorsa; gölgelendirmeden oturma alanlarına, su noktalarından ziyaretçi akışına kadar organizasyonun da o mekânın dezavantajlarını telafi etmesi gerekiyor.

Mekânı değiştiremiyorsanız, mekânın koşullarını değiştirirsiniz.

Aslında burada küçük bir ironi de var.

Specialty coffee kültürü zaten ayrıntıya önem verme üzerine kurulu.

Gramları konuşuyoruz.

Su sıcaklığını konuşuyoruz.

Öğütüm kalınlığını konuşuyoruz.

Demleme süresindeki birkaç saniyenin fincandaki sonucu nasıl değiştirdiğini konuşuyoruz.

Çekirdeğin yetiştiği rakımdan kullanılan suyun mineral yapısına kadar ayrıntıya iniyoruz.

Sonra bütün bu hassasiyeti güneşin altındaki beton zemine bırakıyoruz.

Oysa bir kahve festivalinde ziyaretçinin ve orada saatlerce çalışan insanların konforu da kahve deneyiminin bir parçası değil midir?

Bence tam olarak öyle.

Çünkü iyi bir deneyim yalnızca fincanın içindekinden oluşmuyor.

Festivalin Asıl Gücü Stantların İçinde

Eleştiriyi organizasyona yöneltirken başka bir şeyi gözden kaçırmamak gerekiyor.

Dört gün boyunca o stantlarda çalışan insanlar var.

Saatlerce ayakta kalıp aynı kahveyi belki yüzlerce kez demleyen, anlatan, tattıran ve gelen her yeni ziyaretçiye yeniden aynı heyecanla yaklaşmaya çalışan insanlar.

Festivalin asıl değerini yaratan taraflardan biri de bu.

Bütün kahvecileri tek tek buraya sığdırmak mümkün değil.

O yüzden küçük bir haksızlık yapıp tanıdık birkaç isme ayrıca selam bırakayım:

De La Pau Coffee, Good Coffee, Coffy, Fam Coffee, Roasterclub, Çukuçuku Çikolata ve Belco Coffee.

Her birinin standında başka bir ürün, başka bir hikâye ve başka bir emek vardı.

Ama bu isimlerin dışında da kahvesini anlatmak, tattırmak ve bildiğini paylaşmak için saatlerce ayakta kalan çok sayıda insan vardı.

Festivalin asıl gücü bence tam olarak onlar.

Çünkü bir kahve festivalini değerli yapan şey yalnızca aynı alanda kaç markanın bulunduğu değil.

O markaların ziyaretçiye ne kadar farklı şey gösterebildiği.

Bir kahvesever festivalden çıkarken yalnızca daha fazla kahve içmiş olmamalı.

Daha önce bilmediği bir çekirdeği tanımış, farklı bir demleme yöntemi görmüş, yeni bir tadım notasını fark etmiş veya kahve hakkında yeni bir soru edinmiş olmalı.

İstanbul Coffee Festival’in bugün bunu sağlayabilecek bir kahve ekosistemi var.

Ve belki de tam bu nedenle organizasyondan beklentimiz de artık daha yüksek.

Bir Kahveci Titizliğinde Festival

İyi bir kahveci tesadüfe fazla alan bırakmaz.

Çekirdeğini seçer.

Kavrumunu takip eder.

Gramajını ölçer.

Suyunu kontrol eder.

Öğütümünü ayarlar.

Demleme süresini hesaplar.

Sunacağı fincanı bile düşünür.

Çünkü bilir ki iyi kahve, küçük ayrıntıların toplamıdır.

Belki bir kahve festivalini tasarlarken de aynı zihniyete ihtiyaç var. Mekân, gölge, oturma alanı, su, ziyaretçi akışı, standların yerleşimi ve çalışanların koşulları; bunların hiçbiri kahveden bağımsız değil.

Çünkü festival deneyimi de küçük ayrıntıların toplamı.

İstanbul Coffee Festival’in içinde bugün çok iyi kahve var.

Çok iyi kahveciler, iyi çekirdekler, ekipmanlar ve anlatılacak hikâyeler var.

Ve bana kalırsa festival her yıl içeriden biraz daha iyi hale geliyor.

Şimdi ihtiyaç olan şey, o özenin stantların dışına da taşması.

Çünkü kahveciler çıtayı yükselttikçe festivalden beklediğimiz standart da yükseliyor.

Belki artık İstanbul Coffee Festival’in ihtiyacı olan şey daha fazla kahve değil.

Bir kahveci titizliğinde festival.

Benzer kategorideki yazıları buradan okuyabilirsiniz.

Visited 18 times, 18 visit(s) today

Benzer Yazılar