Özgürlük Özlemini Çektiğimiz Dilber

Antik Yunan dönemine ait Nike of Samothrace heykeli, zafer ve özgürlüğün kadın figürüyle sembolleştirilmiş hali, Louvre Müzesi, Paris.
2 dakikada okunur

Ulaşılması zor olan hedefler, antik çağdan beri hep kadına benzetilmiştir.

Hakikat mesela bir kadındır. Adalet öyledir. Özgürlük de öyledir. Zafer, Barış ve Umut da aynı biçimde kadın figürlerinde vücut bulur.

Bu figürlerin ortak noktası, hepsinin insanın elinden kayıp giden bir şeye dair olmasıdır.
Adalet bozulur, hakikat gizlenir, özgürlük unutulur, barış bozulur.
Sürekli yeniden kazanılması gerekir.

Burada, günümüzde ulaşılması daha da zorlaşmış olan özgürlükten konuşacağız.
Belki bunu iyi anlarsak, diğerlerine ulaşılması daha kolaylaşır.

Fransız Devrimi’nin ressamı Eugène Delacroix’nin tablosunu hatırlayın:
Halkı peşinden sürükleyen çıplak göğüslü bir kadın, elinde bayrakla devrimin ortasında yürür.
Çünkü özgürlük de tıpkı o kadın gibi, ulaşılması güç, bedel gerektiren, çekici ama tehlikeli bir şeydir.

Ama özgürlüğün bir koşulu vardır.
O koşul ortaya çıkmadıkça özgürlükten söz edilemez:
Eşitlik.

Eşitliği kavrayamadan, içselleştiremeden özgürlük üzerine konuşamayız.
Çünkü özgürlük, herkesin dilediğini yapması değil, herkesin eşit biçimde var olabildiği alanın korunmasıdır.

Ergen Özgürlüğü ve Gerçek Özgürlük

Almanlar özgürlüğe Freiheit der. Kant ise bunun iki yüzünden bahseder:
Birincisi, yasanın içinde tanımlanan akılcı özgürlük; ikincisi, onun “yamyam” dediği başına buyrukluk.

Herkesin dilediğini yapması, arzularının peşinden koşması, hatta başkalarına zarar verme pahasına istediğini elde etmeye çalışması… bu özgürlük değildir.
O, yalnızca ergen özgürlüğüdür — yani sınırı reddeden, sorumluluk taşımayan bir özgürlük biçimi.

Gerçek özgürlük, yasayla birlikte var olur.
Çünkü sınır olmadan değer de olmaz.
Nasıl ki bir nehir yatağı olmadan akamazsa, insan da sınır olmadan özgür olamaz.
Sınır, akışın yönünü belirler.
Aksi hâlde özgürlük, taşkınlığa dönüşür.

Özgürlük ve Sınır Arasındaki O İnce Hat

Özgürlük, sınırın yokluğunda değil, sınırın bilincinde doğar.
Bir insanın kendi arzularını dizginleyebilmesi, başkasının hakkını tanıyabilmesi özgürlüğün en olgun hâlidir.

Belki de o yüzden özgürlük, tarih boyunca hep bir kadındır:
Zarif ama güçlü, kırılgan ama inatçı.
Yasaya, ahlaka ve dengeye dokunduğu ölçüde anlam kazanır.

Gerçek özgürlük, bir başkasının varlığını kabullenme cesaretidir.
Ve tıpkı bir kadının sevgisi gibi kıymeti, kaybedildiğinde anlaşılır.


KAYNAKLAR

Yazıda yer alan tüm görseller kamuya açık müze koleksiyonlarından alınmıştır. Her biri, insanlığın ideallerini kadın suretinde temsil eden sanatsal figürlerdir. Aşağıdaki bağlantılardan ilgili müzelerin koleksiyon sayfalarına ulaşabilir, hem bu eserleri hem de aynı döneme ait diğer çalışmaları inceleyebilirsiniz.


Visited 17 times, 2 visit(s) today

Benzer Yazılar