Kalan Şey

2 dakikada okunur
Kalan Şey: Yıl Sonunda İnsanda Ne Kalır?

Bir yıl bittiğinde ilk fark edilen şey, geçen zamandır.
Takvim değişir. Sayılar yer değiştirir.
Ama insanın içindeki ağırlık çoğu zaman aynı yerden devam eder.

Yıl sonları bu yüzden tuhaf bir sessizlik taşır.
Ne tam bir kapanıştır ne de gerçek bir başlangıç.
Daha çok, bir şeylerin geride kaldığını bildiğin
ama neyin kaldığını tam olarak söyleyemediğin bir eşik gibidir.

Bu yıl da böyle geçti.
Çok şey oldu demek kolay.
Ama asıl zor olan şudur:
Bunca şeyden sonra sende ne kaldı?

Bazı şeyler sessizce eksilir.
Fark edilmez.
Bir sabah uyanırsın ve artık eskisi kadar
bekleyemediğini, dinleyemediğini,
bir şeye uzun süre tutunamadığını anlarsın.

İnsan bazen bir yere ait olma hissini kaybeder.
Nerede, ne zaman olduğunu söyleyemez.
Sadece fark eder.
Ve bu fark ediş, yüksek sesli değildir.

Aynı hayatta kalıp
aynı anda olamamak gibi.
Bazen birine bir şey söylemek istersin
ama kelimeler hazır değildir.
O yüzden susarsın.

Susmak vazgeçmek değildir her zaman;
bazen beklemektir.

İnsan bazı şeylerin düzelmesini ister.
Yeniden iyi olabileceğine
inanmak ister.

Bu yıl, böyle bekleyişlerin yılıydı belki de.
Bağırmadan.
Açıklamadan.
Kimseyi rahatsız etmeden.

Çünkü bazı yorgunluklar
yüksek sesle dile gelmez.
İnsan onları içine alır.
Sessizce taşır.

Ama bütün bu eksilmelerin arasında
fark edilmesi zor bazı kalıntılar da kaldı.

Bazen sabah erken uyanıp
ev henüz tam uyanmamışken
mutfağın ışığında birkaç saniye ayakta durmak gibi.
Ne yapacağını hatırlamadan,
sadece orada olmak gibi.

Bazen bir masanın kenarına parmak uçlarınla tutunup
hiçbir yere bakmadan durmak.
Gözün bir noktaya değil,
zamanın kendisine takılmış gibi.

Bazen de gün içinde,
bir şarkının seni ayağa kaldırmadığını
ama yerinde tuttuğunu fark etmek.
Müziğin bir şey çözmediğini,
ama dağılıp gitmeni de engellediğini hissetmek.

Bazı sesler İyileştirmek İçin değil,
dağılmamayı hatırlatmak İçin vardır.

Bazı suskunluklar erdem değildir.
Sadece ertelenmiş cümlelerdir.
İnsan sustuklarını içinde taşımaya devam ettikçe
yük hafiflemez, yer değiştirir.

Bunu hatırlatan şarkılar vardır.
Mesela Passive.
Konuşulmadığında iyileşmeyen şeyleri anlatır.
Sessizliği bir olgunluk gibi değil,
kontrollü bir eşik gibi kurar.


En pasif hâlimde bile pasif değilim.
Sadece patlamamak için susuyorum.

Ve bazen bu susuş,
devam edebilmenin tek yolu olur.

Bazen de bir mekânda dururken
her şeyin yerli yerinde ama biraz eksik olduğunu fark edersin.
Işık doğru, zaman doğru, insanlar yakındır
ama arada söylenmemiş bir şey vardır.

Ama Kazimir Malevich’in iddiası şudur:
Boşluk, eksiklik değildir.
Boşluk, anlatının bittiği yerdir.

Sadece şunu söyler:
Bak.
Yorumlama.
Doldurma.

Hayatın içinden geçerken,
bir anlığına hiçbir şey olmamayı istemek gibi.

Kazimir Malevich’in White on White tablosuna bakmak gibidir bu.
Her şey oradadır.
Ama anlatı yoktur.

Eksiklik değil bu.
Yorum yapmayı bıraktığın bir durak.

Bazen gece uzar.
Herkes uyur.
Zihin konuşmaya devam eder.
Ama sabah olur yine.
Hayat, sen hazır olmasan da
yoluna devam eder.

Belki de yıl dediğimiz şey,
olan bitenden çok
geride bıraktığı tortudur.

Yeni bir yıl istemek bu yüzden zor gelir bazen.
Çünkü insanın ihtiyacı olan şey
yeni bir takvim değil,
biraz yer açmaktır.

Daha az yük.
Daha az gürültü.
Biraz daha sessizlik.

Belki mesele büyük kararlar değildir.
Hayatı kökten değiştirmek de değildir.Belki mesele şudur:
Kalan şeyle
biraz daha nazikçe yaşayabilmek.

Benzer yazıları buradan okuyabilirsin.

Visited 8 times, 4 visit(s) today

Benzer Yazılar