Ataraksiya: Gürültülü Zamanlarda İçsel Dinginlik

3 dakikada okunur

1893 yılında Norveçli ressam Edvard Munch günlüğüne şu satırları yazdı:

“Bir köprü üzerinde yürüyordum. Güneş batıyordu. Gökyüzü birden kana bulandı. Durup korkuyla çevreme baktım. Doğanın içinden geçen sonsuz bir çığlık duydum.”

O çığlık daha sonra sanat tarihinin en tanınan eserlerinden birine dönüşecekti: Çığlık (The Scream).

Aradan yüz otuz yıldan fazla zaman geçti.

Ama belki de o çığlık hiçbir zaman kaybolmadı.

Sabah uyanır uyanmaz telefona uzanıyorsun.

Bildirimler. Mesajlar. Haberler.

Daha gün başlamadan zihnin doluyor.

Bir yandan dünyanın öbür ucundaki savaşları takip ediyorsun, diğer yandan gündelik hesapların içindesin.

Bir arkadaşının başarısını görüyorsun, birkaç saniye sonra bir felaket haberine denk geliyorsun.

Ardından bir reklam.

Sonra başka bir fikir.

Gün daha başlamadan, adı konmamış bir yorgunluk.

Tarih boyunca insan kıtlıklarla, salgınlarla ve savaşlarla mücadele etti.

Ama belki de ilk kez bu kadar çok sesle aynı anda mücadele ediyor.

Asıl mesele mutsuzluk olmayabilir.

Belki de mesele huzursuzluk.

Ataraksiya: Sarsılmayan Zihin

Antik Yunan’da kullanılan Ataraksiya, zihinsel sarsılmazlık anlamına gelir.

Epikurosçular için korkulardan arınmış bir zihin, Stoacılar için kontrol edilemeyenin zihni ele geçirmesine izin vermemekti.

Ama bugüne yaklaştığında mesele biraz değişiyor.

Dış dünya susmuyor.

Belki de asıl soru şu:

Bu kadar sesin içinde, zihnin neye kulak veriyor?

Ataraksiya bazen büyük bir cevap değil, küçük bir ayrım gibi duruyor.

Her ses aynı ağırlığa sahip değil.

Neyi içeri alıyorsun,

neyi dışarıda bırakıyorsun?

Bir Zamanlar Bilgiyi Arıyorduk

Bugün sorun bilgiye ulaşmak değil.

Ondan uzak kalabilmek.

Daha kahvaltı yapmadan onlarca hayatın içine giriyorsun.

Başarılar, krizler, fikirler, görüntüler…

Çoğu senin hayatına hiç değmeyecek şeyler.

Ama zihnin bunu her zaman ayırt etmiyor.

Bu yüzden sürekli tetikte bir hâl.

Sebebi net olmayan bir yorgunluk.

Belki de mesele fazla şey bilmek değil,

fazla şeye maruz kalmak.

Sürekli Karşılaştırılan İnsan

Bir zamanlar insan kendini yakın çevresiyle kıyaslardı.

Şimdi sınır yok.

Başkalarının seçilmiş anları, senin sıradan anlarının yanına düşüyor.

Aradaki fark gerçek mi, yoksa sadece daha iyi seçilmiş görüntüler mi?

Bu soru çoğu zaman sorulmuyor.

Ama etkisi hissediliyor.

Ataraksiya Bir Kaçış Değil

Ataraksiya çoğu zaman uzak bir yer gibi anlatılıyor.

Oysa belki de en çok gündelik anlarda ortaya çıkıyor.

Bir şey görüp durduğun anlarda.

Bir düşünceye kapılıp gitmediğin anlarda.

Her şeye tepki vermediğin, her şeyi takip etmediğin, her şeyi taşımadığın anlarda.

Belki de orada, kısa bir boşlukta.

Müzikal Yansıma: Sessizliğin Sesi

The Sound of Silence bir sessizlik şarkısı değil.

Duyulamayan insanların şarkısı.

Sürekli konuşulan, ama giderek daha az duyulan bir dünya.

Bu yüzden bazen ihtiyaç duyulan şey yeni bir ses değil, eksilen bir gürültü.

Sonuç Yerine

Munch’ın duyduğunu söylediği o sonsuz çığlık

belki hiçbir zaman kaybolmadı.

Sadece biçim değiştirdi.

Bugün onu haber akışlarında,

bildirimlerde,

ekranlarda,

yetişemediğimiz hayatlarda duyuyoruz.

Dünya hiçbir zaman sakin olmadı.

Belki de ataraksiya, huzuru bulmak değil;

bütün bu gürültünün içinde kendi sesini kaybetmemektir.


Benzer yazıları buradan okuyabilirsiniz.

Visited 21 times, 1 visit(s) today

Benzer Yazılar