|

Kararlarda Sessizlik Tuzağı: Doğru mu, İtirazsız mı?

3 dakikada okunur

Son zamanlarda şunu daha sık düşünüyorum:

Bir iş kararı gerçekten doğru olduğu için mi alınır,
yoksa sadece daha az itiraz gördüğü için mi?

FMCG’de, ekip yönetiminde ya da hayatta…
Kararların arkasında yalnızca veri yoktur.
Bazen veri kadar belirleyici olan şey, sessizliktir.

Ve sessizlik her zaman onay değildir.

Sessizlik onay mıdır, yoksa stratejik geri çekilme mi?

Toplantı odalarında sıkça gördüğümüz bir sahne vardır:
Bir fikir ortaya atılır. Başlar sallanır. Kimse itiraz etmez. Dosya kapanır.

“Demek ki herkes ikna oldu.”

Oysa örgütsel psikoloji başka bir ihtimali hatırlatır:
Davranışsal ketlenme (behavioral inhibition) —
(kişinin olası olumsuz sonuçları sezerek görüş bildirmekten bilinçli ya da yarı bilinçli biçimde kaçınması).

İnsanlar her zaman katıldıkları için susmazlar.
Bazen konuşmanın yaratacağı sosyal ya da mesleki maliyeti hesapladıkları için susarlar.

Bu pasiflik değildir.
Bu, sistem içinde risk minimizasyonudur.

Sosyal uyum: Görünmez hizalanma

Grup dinamikleri devreye girdiğinde tablo daha karmaşık hâle gelir.

Sosyal psikolojide buna normatif sosyal etki (normative social influence) denir —
(kişinin, grubun onayını kaybetmemek ve dışlanmamak için gerçek görüşünü bastırması).

Özellikle hiyerarşik yapılarda,
gruba ait olma ve aidiyet duygusundan kopmamak için,
gruptan ayrışmanın yaratacağı duygusal ve mesleki risk sessizce hesaplanır.

“Yanlış anlaşılmak istemiyorum.”
“Zor biri gibi görünmeyeyim.”
“Zaten karar verilmiş.”

Bu cümleler çoğu zaman söylenmez.
Ama kararın yönünü etkiler.

Karar bu noktada en doğru olduğu için değil,
en az ayrışma yarattığı için ilerler.

Grup İçinde susmak: Literatür ne diyor?

Sosyal psikoloji literatüründe bu durumun adı vardır:
Çoğulcu cehalet (pluralistic ignorance).

Floyd Allport’un erken dönem çalışmalarından itibaren çerçevelenen,
daha sonra Bibb Latané ve Darley’nin sosyal davranış araştırmalarında detaylandırılan bu kavram şunu söyler:

Grup içindeki bireylerin çoğu aslında benzer şüpheleri taşırken,
herkes yalnızca kendisinin rahatsız olduğunu zanneder çünkü başkaları sessizdir.

Ve sessizliğin maliyeti yalnızca psikolojik değildir.
Ortalama büyük şirket, sessizlik ve groupthink kaynaklı kötü kararlarla yılda yaklaşık 250 milyon dolar kaybediyor; bu, S&P firmaları için standartlaşmış bir maliyet olarak gösteriliyor.
Kaynak:
https://www.newyorkbex.com/new-research-poor-decisions-cost-companies-250m-year/

Herkes sessiz olduğu için herkes susmaya devam eder.

Toplantılarda “oybirliği” oluşur.
Ama bu oybirliği çoğu zaman fikir birliğinden değil,
görünür muhalefet yokluğundan doğar.

Sessizlik burada uzlaşma değil,
kolektif bir yanılsamadır.

FMCG’de sessizliğin davranışa dönüşmesi

FMCG dünyasında sessizlik bağırmaz; yavaşlatır.

NielsenIQ’ya göre tüketici “say-do gap” (söylediği ile yaptığı arasındaki fark; sessiz terk) son 5 yılda küresel çapta 13 milyar birim satış kaybına yol açtı.
Tüketici konuşmadan markayı terk ediyor; saha ekipleri gibi distribütörler de çoğu zaman motivasyon kaybını açıkça dile getirmeden geri çekiliyor.
Kaynak:
https://nielseniq.com/global/en/news-center/2026/niq-launches-breakthrough-framework-that-exposes-billions-lost-to-the-say-do-gap/

Saha bir kampanyanın işlemeyeceğini bilir ama merkez karar vermiştir.
Distribütör motivasyonunun düştüğü görülür ama “şimdilik idare edelim” denir.
Hedef tutturulur ama ekip içten içe yorulur.

Bu durum rapora “başarılı” geçebilir.
Ama davranışta mikro kırılmalar başlar:

Pasif direnç.
Erteleme.
Aidiyet kaybı.

Bunlar çoğu zaman performans problemi sanılır.
Oysa çoğu zaman konuşulamamış itirazların tortusudur.

Bir Sahne, Bin Sessizlik: Pina Bausch

Karar karşısında neden sustuğumuzu konuşurken modern dansın güçlü isimlerinden Pina Bausch’u anmamak zor.

Bausch’un kurduğu Tanztheater’da kelimeler geri çekilir, beden konuşur.
Onun sahnesinde insanlar bağırarak değil, küçülerek boyun eğer.

Özellikle Nelken (1982) adlı eserindeki pasaport kontrolü sahnesi bunu çarpıcı biçimde gösterir.

Binlerce pembe karanfilin üzerinde dans eden bedenler, bir otorite figürü belirdiğinde yavaşlar.
Kimse dramatik bir isyan üretmez.
Ama herkesin hareketi değişir.

Bu sahne bize şunu hatırlatır:

İnsan her zaman yüksek sesle susmaz.
Bazen yalnızca hareket alanını daraltır.

Karar masalarında da benzer bir koreografi vardır.
Otorite tonu belirler.
Ve odadaki beden dili hizalanır.

Sessizlik bazen fikir eksikliğinden değil,
hareket alanının daraldığı hissinden doğar.

Pina Bausch’un insan doğasına ayna tutan sarsıcı dünyasını, kurduğu vakfın arşivinden daha yakından inceleyebilirsiniz.

Eserleri ve arşiv görüntülerini buradan izleyebilirsiniz: Pina Bausch Foundation – Official Website

Liderlik: Sessizliği okuyabilmek

İyi liderlik yalnızca veriyi analiz etmek değildir.
Odadaki sessizliği analiz etmektir.

Toplantıda herkes “mantıklı” dediğinde,
asıl soru şudur:

“Kim şu an konuşmuyor?”

İtiraz kültürü çatışma üretmez.
Aksine, kararın gerçekliğini artırır.

Çünkü itiraz sistemi zayıflatmaz.
İtirazın yokluğu zayıflatır.

İtiraz

Yanlış kararlar düzeltilebilir.
Doğru kararlar güçlenir.

Ama sessizlikle alınan kararlar,
genellikle geç fark edilir.

Belki de iyi kararın ilk şartı şudur:

İtirazın, susmaktan daha güvenli olduğu bir masa.

Sürüden ayrılan cesur mu?
Yoksa yalnız mı?


Benzer yazıları buradan okuyabilirsin.

Visited 11 times, 5 visit(s) today

Benzer Yazılar