Dünyamızı Ele Geçirdiler: Bu Eşyaları Neden Atamıyoruz?

Carlin’in ‘Stuff’ mitinden, UCLA araştırmalarına ve poşet torbası kültürüne uzanan samimi bir modern yaşam incelemesi.
George Carlin’in meşhur “Stuff” (Eşyalar) gösterisini bilirsin.
Adam 10 dakika boyunca sadece şunu anlatıyor:
“Hayat, eşyalarımıza yer bulmaya çalışmakla geçiyor.”
Ve gülüyorsun… Ama içten içe “lan doğru söylüyor” diyorsun.
O kadar doğru ki, videoyu kapatınca bir anda kendini şununla karşı karşıya buluyorsun:
“Biz niye bu kadar şey biriktiriyoruz?”
“Bu kablo niye hâlâ bende?”
“Bu kutuyu neden saklıyorum?”
“Bu poşetleri niye atamıyorum?”
İzlemek için youtube videosu
İşte bu yazı tam olarak bunun üzerine:
Modern insanın eşyayla olan tuhaf, komik, yorucu ama bir o kadar da duygusal ilişkisi.
Neden Atamayız? (Bilimsel cevap: Çünkü beynimiz böyle çalışıyor.)
2011 yılında UCLA’da yapılan bir araştırmada deneklere evlerindeki eşyalar gösteriliyor, beyinleri fMRI ile inceleniyor ve şunu görüyorlar:
Eşyalarımızın beyinde “sahiplik” ve “benlik” bölgelerini birlikte tetiklediği ortaya çıkıyor.
Yani beynimiz, eşyaları bir noktada kimliğimizin uzantısı gibi görüyor.
Bu yüzden:
6 yıldır kullanmadığın HDMI kablosunu
Bir gün lazım olur diye tuttuğun o plastik aparatı
IKEA’dan alınan aynı alyan anahtarından evde duran 8 taneyi atamıyorsun.
Çünkü beyin diyor ki:
“Dur, o sensin.
Onu atma, gerekebilir. Geçmişin orada, güvenlik orada.”
Ve en kötüsü:
Beyin, bir eşyanın lazım olma ihtimalini olduğundan kat kat fazla değerlendiriyor
(Richard Thaler’ın davranışsal ekonomi araştırmalarına göre).
O yüzden bir kabloyu atarken kendimize şöyle diyoruz:
“Ya gerekirse?”
“Ya lazım olursa?”
“Ya o gün gelirse ve ben bunu atmış olursam?”
O gün hiç gelmiyor.
Ama eşya geliyor… geliyor… geliyor…
Çöp Ev Öncesi Dönem: “Eşya odanın sahibi olmaya başlar”
Hepimizin hayatında şöyle bir dönem olmuştur:
Evin bir odası “geçici” olarak eşyalarla dolar.
Bir iki kutu… sonra üç…
Derken oda bir anda Kayıp Eşya Bürosu’na döner.
Ve o odayı boşaltmak için gereken enerji…
Sanki maden ocağı işçiliği.
Kutuya bakarsın:
“Bu niye burada?” Hatırlamazsın.
Kutuyu açarsın:
“Bu kablo nerenindi?” Asla çözemezsin.
Bir ip çıkar:
“Bu ip bir gün lazım olur ya.”
Olmaz.
Ama yine de atamazsın.
Çünkü insan kültüründe eşya = güvenlik demektir.
“Bir gün lazım olur” Türkçenin görünmez atasözüdür.

Büyük Göç: Tatile giderken taşınan ev
Bir aile olarak tatile gitmek…
Dürüst olalım, küçük bir lojistik operasyonudur.
Sanki her Türk ailesinin gizli SRC belgesi var;
şehir içi ve şehir dışı yük taşımacılığında uzmanız.
Bagaj:
“Ya lazım olursa” kıyafetleri
Bir türlü atılamayan oyuncaklar
Yedek ayakkabının yedeği
“Hava serin olur mu acaba?” diye alınan 2 mont
Bir de çocuğun 18 farklı acil durum çantası
Bitti mi?
Bitmedi.
Son dakika:
“Evde yarım kalan salatalıkları da al, kalan 3 elmayı, yarım tencere pilavı da koy; yazlığa gidince çöpe atarız bunları.”
Ve gerçekten Arnavutköy’den Tekirdağ’a kadar domates koruma operasyonu yürütürsün resmen.
Tatile varırsın…
Getirdiğin eşyaların yarısı kullanılmaz.
Bagajdan çıkar, tatil dönüşü bir daha bagaja geri konur.
Modern döngü tamamlanır.
Çekmece kültürü ve poşet saklama ritüeli
Türk evlerinin en istikrarlı kurumları:
Karışık, ne olduğu belli olmayan çekmece
İçinde poşetler olan poşet torbası
“Belki kullanırım” köşesi
Çekmeceyi açarsın… Orada:
Bir zamanlar bir şeyin parçası olduğu düşünülen bir vida
Ne işe yaradığını unuttuğun bir plastik kapak
İçinde 2 düğme olan mini bir poşet
Mürekkebi bitmiş 3 tükenmez kalem
Evde artık hiçbir elektronik cihazda kullanılmayan micro-USB uçlu bir kablo
Ama yine de kapatırsın.
Çünkü çekmece, Türkiye’nin en uzun soluklu veri arşividir.
Poşet torbası ise tamamen başka bir kültür:
Büyük poşetlerin içine daha küçük poşetleri saklarız.
Hatta poşet bölümü çoğu evde bir panteon gibidir.
Benim için poşet konusu kırmızı çizgi mesela:
Poşetleri muska şeklinde katlar, öyle saklarım. 🙂
“Sakla, lazım olur.”
“Kötülük değil ya?”
“Atma, günah.”

Japon minimalistleri ve bizim sonsuz şifa poşetimiz
Japonya’da “dan-sha-ri” diye bir akım var.
Anlamı:
Dan → Gereksiz şeyleri reddet
Sha → Fazlalıkları bırak
Ri → Bağımlılıktan özgürleş
Yani kabaca:
“Eşyanı azalt, zihnin hafiflesin.”
Bizdeki karşılığı nedir?
Poşetleri poşete koyma ritüeli.
Marie Kondo “Sadece içinizde kıvılcım uyandıran eşyaları tutun” der.
Biz:
“Bu kargo poşeti sağlam, bunu atmayalım.”
Ama kabullenelim:
Biz minimalizme değil, maksimalizme yatkınız.
Eşyalarla hem kavga ederiz hem barışırız.
Hem güleriz hem taşırız.
Bu da bizim kültürel gerçekliğimiz.
İşin aslı: Hepimiz birer küçük lojistikçiyiz
Modern insanın gizli mesleği:
Eşya yönetimi.
Dolaptan hurca
Hurçtan dolaba
Dolaptan bodruma
Bodrumdan arabaya
Arabadan yazlığa
Yazlıktan çatıya
Çatıdan tekrar dolaba
Eşya aynı, yer değişiyor.
Bu yüzden yoruluyoruz, bir türlü hafifleyemiyoruz ve evimizdeki eşyalar bazen bize ait değilmiş gibi geliyor.
Gülüyoruz çünkü acı gerçek
Carlin yıllar önce söylemişti:
“Eviniz, dışarı çıkıp daha fazla eşya alırken eşyalarınızı sakladığınız yerdir.”
Biz de bugün hâlâ bunu yaşıyoruz.
Ama gülerek yaşıyoruz.
Çünkü hepimiz aynı döngünün içindeyiz.
Belki de artık şunu sormanın vakti:
Eşyaları mı taşıyoruz,
yoksa eşyalar bizi mi taşıyor?
Bu kolektif bilinci geliştirmek için illa minimalizme gerek yok.
Sadece bir gün çekmeceyi açıp şunu diyebilsek yeter:
“Tamam kardeşim…
Bu kabloyu 7 yıldır tutuyorum.
Artık atabilirim.”
İşte o an, gerçekten özgürsün.
Benzer yazıları okumak için tıklayın.





